Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2013 Salı

TEKNOLOJİNİN NERESİNDEYİZ


Geçenlerde kızımla aramızda geçen bir diyalog aynen şöyleydi;

Sabah erken alkan kızım evde beni buldu ve yanıma gelerek:
- Günaydın anne
- Günaydın annem
- Anne biliyor musun ben sabahtan beri hiç ıpad oynamadım, şimdi oynayabilirim!!!

( Sabah saatin 7’si ve zaten yeni uyanmışız J)


Aslında bu konuşmanın nedeni benim tablet bilgisayar veya diğer masa üstü bilgisayar kullanımını kısıtlamamdan kaynaklanıyor. Bu kullanım limitinin çok ama çok farkında olan kızımın da sabah kalkar kalkmaz ilk cümlesi buldu.

Teknolojinin sürekli hızla geliştiği bir dönemin çocuklarını teknolojiden soyutlamak mümkün değil elbette. Cep telefonları, tablet bilgisayarlar, masa üstü bilgisayarlar laptoplar derken artık her kullandığımız digital cihazlar yaşamımızın vazgeçilmezleri arasında.

Artık hemen her şeyi teknolojiyi kullanarak yapmak mümkün. Resim yapmak, kitap okumak, yazı yazmak ve diğer pek çok şey. Bunun çok güzel yanları olduğu gibi dezavantajları da var. Aslında dezavantajları siz kendinizi teknolojiye çok kaptırdığınızda görebilirsiniz. Teknolojiyi çok sevmeme rağmen  kendimi kısıtlamaya çalışıyorum ve bazı şeyleri eski yöntemlerle yapmayı seviyorum. Örneğin kitap okumak, çok net söylüyorum ki kimse beni e-kitap okumaya teşvik edemez. Ben kitabın kokusunu almalıyım, elime kağıt değmeli. İnternetten kitap alıyorum bir yıldır ama her hafta mutlaka kitapçıda zaman geçiririm.

Çocuklarımızı da bu teknolojinin hangi seviyesinde konumlandırmamız gerektiği bence önemli bir konu. Tamamen soyutlamanın yanlış olduğunu düşündüğüm kadar, onları teknolojin içine boğmamızın da yanlış olduğunu düşünüyorum. 

Benim Yaren’e getirdiğim kısıtlama da bu yüzden. Son günlerde de evde bu dengeyi kurmanın mücadelesini veriyoruz.


8 Ekim 2012 Pazartesi

SONBAHARIN GETİRDİKLERİ


Sonbaharın gelmesi ile hem günlük hayatta hem de iş hayatında yaşanılan koşturmalardan epey bir zaman yazamadığımı fark ettim.

Biraz koşturmalı bir süreç oldu bizim için. Öncelikle sonbahar mevsimi ile yeni okulumuza başlangıç yaptık. Uyum sağlamak adına ilk haftamız önemliydi ama çok şükür şu anda her şey yolunda. Öncelikle öğretmenimizi çok seviyoruz ki bu çok önemliydi bizim için. Çünkü Yaren o kadar hassas ki bu konuda. Aslında tüm çocuklar öyleler ama duyarlılıklarını farklı şekillerde gösteriyorlar. Yaren birini veya bir yeri sevmediği zaman bunu çok net bunu ifade ediyor. Ve bu sevgisizlik oluştuğunda onu geriye döndürmeniz de pek mümkün değil. Bu konuda birbirimize çok ama çok benziyoruz. Çünkü ben de birini ya da bir yeri sevmediğim zaman bunu çok net ifade edebilirim.

Ancak Sonbahar mevsimi ile birlikte hastalıklar da kapımızı çaldı ve bir süredir Yaren’in kendini toparlaması ile uğraşıyoruz. En büyük problemimiz ise çok küçük bir gribal enfeksiyonun direkt öksürüğe geçirmesi  ki bizi çok zorluyor. Birkaç kez doktora gittik, ciğerlerinde bir problem yok ama kuru öksürük inanın çok berbat bir şey. Çok fazla ilaç kullanmasını sevmeyen biri olarak doktorumuzun verdiği ilaçları ihmal etmiyoruz ama zencefil-bal karışımını da öksürüğe karşı kullanmaya devam ediyorum.

Ve tam toparlandık derken yine 3 gündür hastayız. Haftasonunu biraz ateş ve kusmalarla geçirdik. Şu anda doktorumuzun tavsiyesi ile beslenme değişikliğine geçtik. Doktorumuz midesini üşütmüş olabileceğini söyledi şimdilik beslenme değişikliği ile süreci izleyeceğiz. 3 günde bile tam 1 kilo kaybettik L

Fakat tüm bu süreçte şunu birkez daha gördüm ki kızımla bir ortak yanımız daha var. Onun da canı çok pek değil ve bu kadar hasta halinde bile enerji dolu olmaya devam ediyor. Hastayım diye yapılan bir nazlanma olayı yok ve dışarıdan baksanız bu kız çok hasta demezsiniz.

Bugün okul yerine anneannemizin yanındaydık ve kendi elleri ile bana poğaça yaptığını söyledi. Gerçekten de anneme bu konuda yardım ettiğini öğrendim ve kendi elleri ile çok güzel poğaçalar yapmış. Aşağıdaki resim bunun kanıtıdır.

İnsanın kendi kızının ellerinden yapılanları yemesi ne kadar da güzelmiş meğer.


 
                                       Poğaçaların üzerindeki parmak izleri Yaren'e aittir :))

28 Şubat 2012 Salı

TAHTA ÇUBUKLARIN MARİFETİ

Bir gün Starbucks’da kahve içerken Yaren’in tahta karıştırıcı çubuklara uzanmaya çalıştığını fark ettim. Kendi uzanamayınca yardım istedi ben de eline birkaç tane verdim. Açıkcası ne yapacağını merak ettim. Birkaç tane verdim biraz daha istedi, neden bu kadar çok istiyorsun diye sorduğumda ise,  arkadaşlarımı da vereceğim dedi.

Daha sonra birlikte oynadığı diğer arkadaşının yanına giderek ona da biraz çubuk verdi ve yönlendirme yaparak çubuklarla oynamaya başladılar. Ne oynuyorlar diye dikkat ettiğimde ise çubuklarla birtakım şekiller yapıp kendilerince hikayeler ürettiklerini gördüm. İtiraf etmeliyim bu hoşuma gitti. Çünkü çok basit görünen bu oyun kurgusunda aslında dikkate alınacak çok şey var.

  • Öncelikle kendi düşünerek bir objeyle oyun kurmayı planlanmıştı.
  • Ona ulaşmaya çalıştı, yapamayınca pes etmedi, destek istedi
  • Sadece kendini değil arkadaşını da düşündü ve onun için de istedi
  • Daha sonra onu da yönlendirerek bir takım lideri gibi oyunu kurdu.
  • Arkadaşıyla birlikte kendi hayal gücünü kullanarak hikayeler üretti

Tüm bunlar aslında kişisel gelişimin en güzel örnekleri olan çok ama çok önemli şeyler. Düşünmek, planlamak, destek istemek, başkalarını düşünmek, oyun kurmak ve grubu yönetmek.

Onların oyunlarını izlerken çok keyif aldım doğrusu.

Geçenler de eve de temin ettim bu tahta çubuklardan ve birlikte şekiller yapmaya çalıştık. Küçük bir oyun kurgusundan zevk alması memnun etti beni.

Aslında çevrede çocuklarımızla oyun kurabilecek o kadar çok obje var ki. Belki de hiç oyuncakçıya gitmeye gerek yok.

22 Eylül 2011 Perşembe

DİYOLAGLARIMIZ

Sanıyorum bu 2,5 - 3 yaş döneminin en güzel yanı da çocuğunuzla geçen diyaloglarınız.

Bazen o kadar güzel cümleler kuruyorlar ya da sözcükler telaffuz ediyorlar ki, dünyanın tüm zorlukları ve çirkinlikleri birden yok oluyor. Yüzünüzde kocaman bir gülümseme ile çocuğunuza sarılıp, mutluluğun en güzel anlarını yaşıyorsunuz.

Yaren'imin de son günlerde söylediği bazı kelimeler ve kurduğu cümleler de aynen bu cinsten

İşte bazı diyaloglarımız:

Parkta oynarken, bir arkadaşın bisikletini almaya çalışırken

Yaren: Anne ben bisikleti istiyorum

Anne: Peki arkadaşından izin aldın mı annecim

Yaren: Evet aldım

Anne: Ama ben hiç duymadım, aldın mı gerçekten

Yaren: Evet aldım

Anne: Emin misin?

Yaren: Evet, çok iyiyim.


Baba ile evde otobüs oyunu oynarken. Baba koltukta oturup, otobüs rolünü oynuyor. Ayağı kapı olarak çalışıyor. Yaren ise bir yolcu olarak otobüse iniyor ve biniyor. Kızım her bindiğinde şoför görevini de üstlenen baba, para vermesini istiyor. Parayı verdikten sonra ise soruyor;

Baba: Ne kadar para verdin kızım

Yaren : Çok buçuk para



Anne balkonda çamaşır sererken

Yaren: Anneeeeeeee, nerdesin nereye kayboldun

Anne : ???????, buradayım annecim balkondayım

Yaren: Napıyorsun balkonda

Anne: Çamaşır seriyorum

Yaren: Çamaşır ne yapar anne?

Anne : ???????

18 Eylül 2011 Pazar

KEŞKE BEN SENİN YERİNE HASTA OLSAYDIM

Ben veya kardeşlerim hastalandığımızda annem hep "keşke sizin yerinize ben hasta olsaydım der". Annem hep böyle söylediğinde "saçamalama anne, sadistleşme" derdik. Ama şimdi onu o kadar çok iyi anlıyorum ki. Yaren'im yaklaşık 10 gündür hasta. Önce kulak ağrımız başladı. Ve bunu bize söyleyen de kendi oldu. Kulağım ağrıyor demesi ve hiçbir şekilde dokundurtmaması ile birlikte hemen doktoromuza koştuk. Sağ kulağında hafif bir enfeksiyon başlangıcı vardı. Ağrı kesici ve antibiyotik ile tedavimize başladık. 1 hafta süren tedavi sürecinden sonra da kontrole gittiğimizde doktorumuz bize sevindirici haberi verdi. Herhnngi birşey yoktu ve ilaçları bırakabilirdik.

Ancak iki gün sonra bu sefer de kusmalarımız başladı ve ne olduğunu anlayamadık. O hareketli kzıım birden sessiz biri oldu. Başını ise ilk bulduğu yastığa ya da mindere koymaya başladı. Doktorumuzu yine aradık bu sefer de bulantı ilacı verdi, bir süre kullanmamızı eğer geçmezse kendisine getirmemizi istedi. Onu da 3 gün kullandık ve sonunda bunu da atlattık. Fakat bu sefer de en kötüsü başladı. Yaren bir türlü çişini yapmak istemiyor ve ağrıyor diye ağlamaya başlıyordu. 2 gündür bu şekildeyiz. Doktor, idrar tahlili istedi ama yaptırabilene aşk olsun.

Yaren'in doktor ve hastane antipatisi çok kuvvetli olduğu için bunu yapmamız mümkün olmadı. Hastanenin verniş olduğu ne idrar tahlili kabına çişini yaptı ne de poşet sondayı takmamıza izin verdi. Baktık ki olmayacak doktorumuz durumu anlatık ve onun önerisi ile antibiyotik ve ağrı kesici tedavisine başladık.

Bugün de yine çok sızlandı ve çişini öğlene kadar yapmadı. Gözümün önünde "anneeee" diyerek ağlamasına ve kıvranmasına hiç dayanamıyorum.

Ve keşke onun yerine ben hasta olsaydım diyorum.

28 Nisan 2011 Perşembe

Büyümek

Kızımın büyüyüşüne an be an tanık olmak çok farklı bir duygu. Artık cümleler kurabiliyor, şarkı söyleyebiliyor.

Ehh, sinirlendiği zamanlar da oluyor tabii, onu da sakinlikle atlatmaya çalışıyoruz.

En favori oyunumuz top oynamak, traplende zıplamak, evde ise koltuklarda ve yataklarda zıplamak, oyuncak market arabası ile evin içinde alışveriş oyunu oynamak.

Montessori grubumuzdan öğrendiğim ve paylaştığımız aktivitileri de zaman zaman yapıyoruz ama bunlar kısa süreli oluyor. Çok ısrarcı olmuyorum, top oynamak ise istediği bıkana kadar evde ya da dışarda top oynuyoruz.

 Her çocuk kendine göre o kadar farklı ki bunu çok net anladım artık. Siz istediğiniz kadar kendinizi bilgilerle donatın, oyunlar öğrenin ve öğretmeye çalışın, aktivitiler kurgulayın, ama istekler değişebiliyor.





En güzel hali, banyo sonrası :)

28 Şubat 2011 Pazartesi

2 Yaş Sendromu

Evet Yaren 26 aylık ve şuanda 2 yaş sendromunu da tam gaz yaşıyoruz.


• Ağlama krizleri

• Olur olmadık şeylere “Beniimmmmm” diyerek sahiplenmesi ( Bir gün alt bezini değiştirirken kakalı bezine bile sarılıp “benimmm” dedi. Koptum yani)

• İnatlaşmalarımız

• Üstünü giydirirken, dışarı çıkarken, oyun oynarken hep bir ağıt ve inat davranmalarımız

• Yemek sorunlarımız

Yani her şey son sürat gidiyor….....

Bende de çok sabır yok galiba artık. 33 yaşında anne olmanın belki bir dezavantajı. Bundan bir 10 yıl önce Yaren hayatımıza girebilseydi, ben daha mı farklı olurdum, daha sabırlı mı olurdum bilemiyorum. Ama şimdi belli bir noktadan sonra her şey kopuyor bende. Yarenle inatlaştığımız zaman ve istemeden de olsa sesimi yükselttiğimde hiçbir şey düzelmiyor zaten. Her şey daha da kötüleşiyor.


Özellikle biz işten döndükten sonra ve hafta sonu bambaşka bir Yaren var sanki. Bambaşka diyorum çünkü ona bakan annem ile konuştuğumda hafta içi biz yokken kendisine böyle davranmadığını söylüyor. Yani Yaren, şuanda ne yapıyorsa bize yapıyor. Dün karşı komşum da sordu bana. Yaren’in bir huzursuzluğu mu var diye. Ağlamalarımız, bağırmalarımız ona kadar gitmiş bile. Ben de anlattım ona durumu.


Özellikle bu son on günümüz çok kötüydü. Aslında benim için kötüydü demek daha doğru. İşyerinde işlerin yoğunluğu, kalan zamanda Yaren’in sendromluk davranışları beni çok ama çok yordu.

2 yaş sendromunu her çocuk kendine göre farklılık gösterse de mutlaka bir şekilde yaşıyor biliyorum, Ama bizde durum biraz daha karışık. Yaren bir tüp bebek çocuğu. Aramıza zorlu tedavi süreçleri, uzun ve stresli bekleyişlerden sonra katıldı. Evlendikten 8 sene sonra aramıza katılan küçük bebeğimize tabii ki ilgi de aşırı oldu ve oluyor da. Aslında ben elimden geldiğimce normal davranmaya çalışıyorum ama ailemizin diğer fertleri maalesef bu şekilde davranmıyor. Hak veriyorum onlara. Zaten ben bile kendimi kaptırıyorum bu sürece.


1270 gr doğan Yaren bir aylık küvezde geçirdiği zaman sonrasında eve geldiğinde 1500 gramdı. Doktorumuz bir süre ona evde özel bir bakım ortamı sağlamamızı söylemişti. Her şey son derece sterildi. 2-3 ay Yaren’i dışarı çıkarmadığımız gibi, eve misafir de kabul etmemiştim. Tabii eve geldiği zamandan itibaren Yaren’e verilen aşırı ilgi ve sevgiyi burada anlatmam gereksiz. Şimdi Yaren 26 aylık ve kendisine verilen bu aşırı ilgiyi de biraz kullanıyor bana göre. Zaman zaman gösterdiği şımarıklıklar bu sebepten.

Geçenlerde Iraz'ın yazısını okudum. Her şeyi ne kadar da doğru anlatmış. Keşke düzenleyeceği seminere benim de katılabilme imkânım olsaydı ama Adana’da ikamet etmem ve o tarihte de şehir dışı yolculuğu benim için imkânsız. Ama Sedef Hanım ile bugün konuştuk, Irazı’ın Adana’da bir seminer vermesi için gerekli çalışmalara başlayacağız..

İnternetten sipariş verdiğim Ginny Graves’in İki yaşındaki çocuğunuz büyürken ve Üç dört yaşındaki çocuğunuz büyürken kitaplarını da dört gözle bekliyorum, hemen okuyacağım.




Ama yine son sözüm "Canım bebeğim iyi ki varsın, herşeye değersin."

9 Şubat 2011 Çarşamba

KORKMA BEN BURDAYIM

Bir süredir Yaren’de bir takım korkular başladı. Örneğin Arı’dan çok korkuyor. Aslında hiç canlı bir arı ile karşı karşıya gelmedi ama masal kitaplarından ve çizgi filmlerden bir arı gördü mü “bızzzzzzzz” diyerek kaçmaya başlıyor. Korkunun başlangıç noktasını hiç anlamadım ama hep bir şekilde ona güven aşılamaya çalışıp, aslında Arı’nın çok cici ve sevimli bir hayvan olduğunu söylüyorum. ( Ben de bu arada müthiş korkarım arı’dan)

Bir de geceleri de uyku sırasında korkmalar başladı. Bir süredir de korktuğu zaman hemen kendi yanımıza yatağımıza alıyoruz, rahat rahat uyumaya başlıyor. Aslında çok da televizyon seyrettirmiyoruz, sadece günde 2-3 saat kadar o kadar. O da sadece yaşına uygun çizgifilmler.

3 gündür de otobüslerden korkmaya başladı. Her otobüs gördüğünde kırmızı obotüs, yeşil otobüs diye bağırıyor ama otobüs arabanın yanına yaklaştığında hemen başını çeviriyor ve “korktu, korkma ben buradayım” diyor. “Korkma ben buradayım” benim sözüm. Bir şeyden korktuğunda böyle söylüyorum. Yaren bazen korktuğunda direkt bu kelimeyi söylüyor.

İnternetten bu konuyu araştırdım, 2 ve 6 yaş arasında çocuklarda birtakım figürlerden ve karanlıktan korkmalar yaşanabileceği, anne-babanın bu dönemde çocuğa güven aşılaması gerektiği yazıyordu. Eğer çocuk korkuyorsa, kendini yalnız hissetmesine izin vermemek gerekiyor. Bir olay veya durumdan korktuysa, ona bir şey olmayacağını hissettirmek, kucağa alıp okşamak,  sakinleşmediyse onunla oyun oynayarak dikkatini başka yöne çekmek en doğru yöntem.

Bir kaynakta beni asıl etkileyen bilgi ise çocuktaki korkuların yenilmesi gerektiği idi. Çünkü korkular aşırı hale gelirse çocuğun büyüme ve gelişmesini etkileyebileceği belirtiliyordu. Bu nedenle çocuğa korkularını yenmede yardımcı olmak gerekiyor. Öncelikle, mantıksız olsa da korkuların gerçek olduğunu kabul etmek gerektiği, korkacak bir şeyin olmadığını göstermenin korkuyu daha çok şiddetlendirdiği yazıyordu. Bunu okuyunca o zaman ben yanlış mı yapıyorum dedim kendime. Çünkü Yaren Arı’dan ve otobüsten korktuğunda ben ona her ikisinin de korkulacak şeyler olmadığını söylüyorum.

 
Bu konuyu daha detaylı ve daha bilimsel kaynaklardan araştırmaya karar verdim

22 Kasım 2010 Pazartesi

AYDEDE VE YILDIZ


Bundan yaklaşık bir ay önce bir akşam kızımla balkondan dışarıyı seyrederken gökyüzünde net bir şekilde duran dolunayı gördüm. “İşte bak kızım bu Aydede “ dedim birden ve sonra da yanında dağınık halde bulunun yıldızları gösterdim, “bak bunlar da yıldız”.
O gün bugündür Yaren’im sabah ve akşam olmak üzere aklına geldikçe gökyüzünde Aydede ve yıldız arıyor, gördüğünde büyük bir heyecanla ve sevinçle isimlerini haykırmaya başlıyor. Arabada giderken hep bir gözü yukarılarda ve eğer Aydedeyi ya da yıldızı gördüyse hemen başlıyor isimlerini tekrar etmeye.

Bir süredir “Aydede” kelimesini net söyleyemiyordu, “Aydii” olarak ağzından çıkıyordu ama şimdilerde çok belirgin bir şekilde “Aydede” kelimesini telafuz edebiliyor. Yıldız kelimesinde halen net değil, yıızız gibi bir şeyler söylüyor.

Bayramda karşı komşumuza ziyarete gitmiştik, 8 yaşındaki kızlarının odasında gördüğü aydede ve yıldız figüründeki gece lambalarını gördüğünde ise çıldırdı. İKEA’da satılıyormuş sadece ama ben Adana’da araştıracağım başka yerlerde bulabilir miyim diye çünkü Adana’da maalesef İKEA mağazası halen yok.
Ama asıl güzel olan kızımla birlikte ben de uzun zamandır yapmadığım şeyi yapmaya başladım, gökyüzüne dikkatli bir şekilde bakıp, görünüşleri muhteşem olan ay ve yıldızları doyasıya seyretmek. Meğer ne kadar da güzellermiş. Kızımla birlikte ben de bazı şeylere daha dikkatli bakmaya ve aslında günlük koşturmaca içinde başımızı çevirip bakmadığımız güzelliklere daha net görmeye başladım.

Şimdilik, gökyüzü temalı, içinde ay ve yıldız resimleri olan kitap, oyuncak, aksesuar arayışına girdim. Ben el yapımı işlerinde hiç usta değilimdir hatta berbatım diyebilirim. Bu nedenle hazır ürünlere ulaşmaya çalışacağım.

19 Ağustos 2010 Perşembe

11 Temmuz 2010 Pazar

OYUNCAKLARIMIZ

Kızımın herşeyini kayıt almak, ilerde hatırlamak adına herşeyini not almak istiyorum. Onunla ilgili hiçbir hatıra kaçmasın istiyorum. Bu nedenle de bu aralar ençok oynadığı oyuncakların fotoğraflarını çekmek istedim.

İşte Yaren'imin en sevdiği oyuncaklar:


Renkli Kuleler ve onları dizmek. Kuleler yıkıldığında ise fena bozuluyor :))




Geçenlerde bir oyuncakçı dükkanında gördüğüm bu oyuncak çok ilgimi çekti ve hemen aldım. Renkli halkaların dizildiği ahşap bir oyuncak. Yaren bu aralar epey bir ilgi gösteriyor ancak oyun şeklimiz biraz farklı. Tüm renkli halkaları kucağına toplayarak oynuyor. Ahşaptaki kulelere dizdiği ise sadece halkaların üstüne konulan kafalar.







Eğitim Masası da kızımın başından kalkmadığı bir oyuncak. Eğlenceli, öğretici ve müzikli bir eğitim masası. Yalnız şimdilerde masayı arasıra ters çevirdiğimiz de oluyor :))



Veeee top fırlatan meşhur oyuncağımız. Başka birşeyle ilgilense bile mutlaka bu oyuncağı çalıştırıp, topları fırlatıyoruz.

15 Haziran 2010 Salı

Kızım 1,5 yaşında

Zaman ne kadar da çabuk geçiyor. Daha dün gibi doğduğu an. 1.300 gram doğmuştu ve o kadar küçücükdü ki, küvezdeki hali gözlerimin önünden hiç gitmiyor. Her tarafında kablolar bağlı minicik bir beden hayata tutunmaya çalışıyordu. Hayatımın en zorlu günlerini çok şükür atlattım ve kızım şuanda 1,5 yaşında.
Geçen hafta cuma günü hem aşımız hem de doktor kontrolümüz vardı. Uzun bir süredir doktora gitmek Yaren için bir kabus adeta. Kapıdan adımımızı atar atmaz ağlamaya başlıyor.Bu son gidişimiz de aynı durum söz konusu oldu tabii. Bir hafatlık süre boyunca ağlayacağı kadar ağladı Yaren. Tabii bizim için önemli olan sonuçlardı ki, ölçümlerimiz ve sağlık kontrolümüz neyseki iyi çıktı. Kızım tam tamına 83 cm ve 12 kg olmuştu. Epey bir boyuna vermiş son iki ay boyunca.
Canım kızım hep böyle sağlıklı ol yeter benim için :))

22 Nisan 2010 Perşembe

HIRÇINLIKLARIMIZ


Birkaç gündür kendimi çocuk yetiştirme konusunda sorgulamaya başladım. Çünkü Yaren çok hırçınlaştı bu aralar. İstediğini elde etmek için ağlayarak bağırmaya, kendini yere atıp dövünmeye başlıyor. Yolda onunla yürümek büyük bir sorun haline geldi. Bıraktığınız anda ne kadar gitmemesi gereken yer varsa oraya gidiyor, yola doğru koşmaya başlıyor. Onu engellemeye çalıştığınız da ( engellemesek bir arabanın altında hep beraber kalabiliriz) ortalığı yıkıyor. Çevremdeki yaşıtlarına baktığımda, onların anne ve babaları ile gayet sakin ya yürüdüklerini ya da çocuk arabasında oturup etrafı seyrettiklerni görüyorum. Yaren, artık çocuk arabasında bile oturmak istiyor. Kendini arabadan aşağıya atmak istiyor. Kemeri olmazsa kesin aşağıya atlayacak.

Kızımızla bir yere gitmek bile o kadar bir sorun haline geldi ki. Kesinlikle bir 5 dakika bile çocuk sandelyesinde oturmak istemiyor ve bulunduğu mekanda ne kadar gidilmemesi gereken yer varsa oralara gitmeye kalkışıyor. Engellediğinizde ise vayyy halinize.

Birkaç gündür bunun üzerine düşünüyorum. Bir yerde hata mı yapıyoruz, yoksa bu normal bir süreç mi diye düşünüyorum. Tam olarak emin değilim. Umarım bu süreci en kısa zamanda atlatırız. Çünkü kızımın söz dinlemez şımarık, hırçın birisi olmasını hiç ama hiç istemiyorum. Onunla keyifli bir şekilde gezmek, yürümek, koşmak, oturmak, fotoğraf çekilmek istiyorum.

18 Mart 2010 Perşembe

SAKINAN GÖZE ÇÖP BATAR MİSALİ: KIZIM AMİP OLDU

Yaren’im bir haftadır hasta maalesef. Zorlu bir hafta geçirdik. Önce kusma ile başladı hastalığımız. Doktorumuzu arayıp bilgi verdiğimizde terleyip üşütmüş olabileceğini söyledi. Ancak arkasına ishal de başlayınca hemen bir amip testi istedi. Sonuç pozitif çıktığında, bu kadar dikkate rağmen nasıl bu mikrobun bulaştığını bir türlü anlayamadım. Belki de gerçekten rahat olmak gerekiyor çocuk yetiştirirken bilmiyorum ama tek bildiğim kızımın bu süreçte çok perişan olduğu. Onun karın ağrısından kıvrandığını görmek hepimizi çok perişan etti. Her 10 dakikaya bir ishal, kusma, karın ağrısı derken Yaren hem perişan oldu, hem de kilo verdi.
Doktorumuzun verdiği ilacı bir haftadır kullanıyoruz ve yarın kontrolümüz var. Geçen hafta vurulması gereken aşımızı hastalık nedeni ile ertelemiştik, aşıyı da yarın vurduracağız. Ama neyse ki kızım birkaç gündür daha iyi çok şükür. Onunla birlikte biz de perişan olduk tabii.

Biliyorum böyle hastalıkları zaman zaman yaşayacağız. Daha kötü hastalıklardan korunmak dileği ile

Bunlar da İlginizi Çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...