Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2012 Çarşamba

KARDEŞİ Mİ ARKADAŞ MI?

Özellikle tek çocuklu anneler iyi bilirler, ikinci ne zaman diye hemen sorulur.

Kardeş olması gereklidir,

Çocuk da bunu isteyecektir,

İlerde birbirlerine destek olacaklardır,

Bu dünyada kardeşin yerini hiçbir şey dolduramayacaktır.

Bunlara tabii ki karşı çıkmak mümkün değil. Hepsi de doğruluk payı yüksek olan düşünceler. Benim de iki kardeşim var. Onların olmadığı bir hayat nasıl olurdu hiç bilemiyorum ama  iyi ki varlar diyorum. Üstelik annem bizleri o kadar zor günler geçirerek büyüttü ki, ondaki sabır ve gücü hep takdir etmişimdir.

Ama şimdi tek kız çocuğu olan bir anne olarak ikinci çocuk yapacak mısınız diye sorarsanız sadece HAYIRRRRR ! diyorum.

Yanlış anlaşılmasın, annelik dünyanın en güzel olayı. Bir bebeğin kollarında size gülümsemesi, size sonsuz sevgiyle bakması kadar bu dünyada güzel bir şey olamaz.

İkinci çocuğu düşünmememin benim açımdan  pek çok nedeni var

Yaren tüp bebek tedavisi ile oldu, tedavi süreci zaten çok zordu benim için

Bir de üstüne üstlük ikiz hamileliğimin beşinci ayımda apendist ameliyatı oldum. Yani hamile birinin başına gelebilecek en umulmadık bir şeydi. Hayatımın en kötü günleriydi diyebilirim.

Ameliyatlı ikiz bir gebelik geçirmek zaten zor iken bir de hamileliğimin yedinci ayında öyle bir kaşıntı başladı ki, bir insan kendi kendini parçalayabilir mi? evet yapabilir çünkü ben yaptım. Doktorum “Çiğdem bu kaşıntın beni korkutuyor demesinin ardından 2 gün sonra ise erken doğum yaptım.

Zaten sonraki süreçler de epey yıpratıcı oldu, oğlum yaşam savaşını kaybetti ama çok şükür kızımla bugünlere geldik. Yaren şuanda 3 yaşını doldurdu.

Dönüp arkama baktığımda tüm bunları ben mi yaşadım diye düşünüyorum. Sanıyorum tüm bu olanlar bana fazlasıyla yetti. Eski güçlü Çiğdem değilim artık. Arkadaşlarımın çoğu, yine aynı şeyler olacak diye bir şey yok diyorlar ama sorun bu değil. Sorun başlamak için zaten gücünüzün kalmaması. eee bir de yaş da önemli artık.

Büyük konuşmak istemiyorum ( bu konuda çok ders aldım çünkü ) anneliği çok sevmeme rağmen kardeş olayını düşünmüyorum.

Bu durumun Yaren’in büyüme sürecini ve sonraki hayatını nasıl etkileyecek bilmiyorum. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım. Arkadaşın ve sağlam dostlukların önemine hep inanmışımdır. Kardeşten daha farklı bir şekilde kendinize yakın bulduğunuz dostlarınız da olabiliyor. ( Benim böyle dostlarım var ) Umarım kızımın böyle dostları ve arkadaşları olur.

Yakınında hep sevenleri olur ve hiç yalnız kalmaz

Tek dileğim bu.

22 Aralık 2011 Perşembe

KİTAP DÜNYAMIZ

Kendimi bildim bileli kitaplarla aram çok iyi oldu. İlk okuduğum roman ise John Steinbeck'in "Fareler ve İnsanlar" kitabı idi. O kadar etkilenmiştim ki belki de beni bir kitap tutkunu yapan bu roman oldu. Sonrasında da hep bildim bileli kitapçıların içinde oldum. Halen bile saatlerce sıkılmadan zaman geçireceğim tek mekandır diyebilirim. Kendime kıyafet bakarken bile bu kadar zaman asla harcamam.

En büyük isteğim çocuğumun da bir kitap tutkunu olması idi. Bunun için elimden gelen herşeyi de yapıyorum ve kızımın da bir kitap tutkunu olmasını istiyorum. Şu an çok seviyor kitap okumayı. Her akşam birlikte okuyoruz, bazen de kendi kendine dinlediklerini tekrarlayarak ve sayfalarını çevirerek kitap okumaya çalışıyor.

Haftasonları dışarıya çıktığımızda ise mutlaka bir kitapçıya uğruyoruz. Geçenlerde daha ben yönlendirmeden  "Anne ben kitapçıya gitmek istiyorum dedi" bayıldım buna ve çoook sevindim.

Umarım hep böyle devam eder.



15 Aralık 2011 Perşembe

YENİDEN

Eveeet çok uzun zaman oldu biliyorum. Biraz tembellik yaptım bu konuda ve uzun bir süre birşey yazmadım yarenimin günlüğüne.

Tabbi günlerimiz hızla aktı ve geçiyor. Vee 3.yılımızı da 11  Aralık tarihinde doldurduk. Biraz telaş bir ihmal derken kızım için yazdığım doğumgünü mektubumu buraya aktarmayı atladım. Doğumgünümüz yani 11 Aralık pazar sabah erkenden kalkıp içimden geçenleri facebook sayfamdan arkadaşlarımla paylaştım.

İşte o gün içimden gelenler ve doğumgünü mektubum

Ben nasıl bir anneyim bilmiyorum

Fakat şu kesin ki mükemmel anne tanımına hiç inanmıyorum, mükemmel çocuk tanımına inanmadığım gibi

Yüreği sevgi dolu, bilinçli ve eğitime önem veren anne ve baba kavramı benim için daha çok geçerli.

Böyle bir anne ve/veya babanın yetiştireceği çocuğun da sevgi dolu ve özgüveni yüksek bir çocuk olacağına inanıyorum.

Eskiden özellikle kadınlar için "her kadın bebek sahibi olunca annelik duygusu ve sevgisi içine yerleşir, anneliği her durumda becerebilir" denirdi. Fakat gerek basından gerekse çevremden, anne ve babaların çocuklara yaptığı acımasızlıkları ve cahillikleri gördükçe buna da hiç inanmıyorum artık

“Yüreği sevgi dolu olmayanlar anne ve baba olmasın” sözümü buradan yine tekrarlamak isterim.

Bugün kızımın Yaren’imin doğum günü, tam 3 yaşında

Klasik bir söz olacak belki ama duygularımı anlatacak bir cümle kuramıyorum. Tek diyebileceğim “Beyaz gülüm iyi ki doğurmuşum seni”

Her şey senin için ve seni çok seviyorum. Umarım daha nice mutlu seneleri birlikte sevgiyle ve sevdiklerimizle beraber geçiririz.

Doğum günün kutlu olsun meleğim.

Veeee canım oğlum, Eren’im. Eğer yaşasaydın, bugün sen de 3 yaşında olacaktın. Unutma ki sen benim kalbimde büyüyorsun.

Söyleyebileceğim tek şey, seni çok seviyorum ve çok özledim. Biliyorum ki sen en güzel yerdesin, tek tesellim bu.


Çiğdem

Not: Doğumgünü fotoğraflarımız henüz elime geçmedi. Tümü kızkardeşimde. Onun da cumartesi nişanı var diye epey telaşlı. Sanıyorum hatırlatma yapmam gerek :)

28 Nisan 2011 Perşembe

Tavsiye Edebileceğim Kitaplar

Epeydir aklımda okuduğum kitapları burada paylaşmak vardı.

İşte tavsiye edebileceğim kitaplar;


TUBİTAK yayınlarını seviyorum, çizgiler, ifadeler çok farklı.Yaren'in bir dönem yoğun yaşadığı korku süreci için alıp okumuştum bu kitabı.



Çok beğendim bir kitap. İşte Yaren tam da bunu yapıyor, demek ki tüm bunlar normalmiş deyip, endişelerimden kurtaran bir kitap. Çok güzel çözüm önerileri de var. Şiddetle tavsiye ederim.




Sanatsal gelişim açısından çok şey öğrendim diyebilirim. En önemlisi de resim yaparken özgür olması gerektiği, boyama kitaplarını önüne koymanın çok yanlış olduğunu öğrendim. Şimdi kalemleri ve büyük resim defterlerini ya da renkli kartonları önüne koyup sadece onu seyrediyorum. Bu kitabı da kesinlikle öneriyorum.


Veee şuanda elimde okuduğum henüz biteremediğim bir kitap, diğer kitabın devam serisi. Bunu da okumalısınız derim.

5 Nisan 2011 Salı

Aile İçi İletişim Seminerleri " Çocuk Olmak ve Pozitif Disiplin"

Montessori grubu ile tanışmamın ardından tanıdım sevgili Irazı’ı. Bloğunu yakından takip ediyordum. İstanbul’da ve başka şehirlerde verdiği “Aile İçi İletişim Seminerlerini” ilgiyle izliyor ve Adana’da olmam nedeni ile de bu seminerlere katılamadığım için üzülüyordum.

Ama Sevgili Sedef Uncu AKI’nın da girişimiyle, Iraz Ayşegül TOROS, 03 Nisan Pazar Günü Adana’da da bir seminer verdi. Çok güzel ve çok verimli bir seminer oldu.

Seminere katkı sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum.

Elimden geldiğince notlar almaya çalıştım. Seminer Annem ile birlikte gittim. Ona sadece gelmek ister misin diye sordum, o da çok istekli bir şekilde “Tabii gelmek isterim dedi”

Seminerin tek anneannesi ve en yaşı ilerde olanı idi annem. Canım annemi çok seviyorum. Üç çocuk yetiştirdikten sonra bile istekle bu seminere gelip, Yaren’le ilgili daha iyi ne yapabilirim çabasında ve merakındaydı.

İşte seminerden notlar:

Semineri’n ana teması “Çocuk Olmak ve Pozitif Disiplin” idi.

Çocuğunuzla ilişkinizde sınır koymakla ilgili bir belirsizlik ve kararsızlık mı yaşıyorsunuz?

Ne zaman “hayır” diyeceğinizle ilgili aklınız karışıyor mu?

Çocuğunuz söz konusu olduğunda kural koymakla ilgili sorunlar yaşıyor musunuz?

Sevgili Iraz, tüm bu soruların cevabını aktardı bize

• Evde mutlaka kurallarımız ve sınırlarımız olmalı. Ama bu sınırlardan bu kurallardan beklentilerimiz çok önemli

• Çocuklarımızın anne ve babası olmalıyız, arkadaşı değil. Onun zaten çevresinde yaşamı boyunca pek çok arkadaşı olacak. Ama bir annesi ve bir babası var sadece. Bu bilinçle onlarla ilişki kurmalıyız.

• Anaokulu seçimi çok önemlidir. Çocuğunuz anaokuluna yazdırırken mutlaka öğretmeniyle tanışın ve sorgulayın.

• Ödül ve ceza olmamalı

• Siz onları cezalandırırsanız, onla da sizi cezalandırır.

• Pozitif Disiplinde: Seçenek sunma, Düzenli Çevre, Mantıklı sonuçlar, çocuğa odaklanmak, çocukların mutsuzluklarına zaman zaman katlanabilmek ve koşulsuzluk önemli

• Çocuklarla iletişimde net olunmalı, karmaşık cümleler kullanılmamalı

• “Beni üzme” gibi mesaj vererek onu tehdit etmemeliyiz.

• Güvenilir bir çevre yaratmalıyız

• Yanlıştan önce doğruyu göstermeli, güzellikleri ön plana çıkarmalıyız

• Çocuklarımızın yanında asla tartışmamalıyız

• Onları aşırı uyarmamalıyız, merakını bastırmamalıyız. Bırakın dokunsunlar, bırakın incelesinler

• “Hayır” kelimesini iyi test etmeliyiz. Ne kadar önemli bunu demek, sorgulamalıyız.

• Sabır, Sabır ve Sabır…. Bu çok önemli

• Çocuklar özgürce hareket etmeli, zıplamalı ve koşmalı. Onların hareketlerini engellememeliyiz

• Bedensel tüm ihtiyaçlarını karşılamalıyız.

• “Aferin” sözcüğünü çok sık kullanmamalıyız. Yoksa hep bizden bir onay beklerler.

• Süreci onaylayın, sonucu değil.

• Heyecanlarını hep paylaşın

• Çocuk ceza ile öğrenmez. Ceza bir korku sürecidir. Her ceza kişiliği alçaltır.

• Çocukların hızına saygı duymalıyız. Müdahale etmemeliyiz.

• Konuşurken ve oynarken onların hizasında olmalıyız.


Alabildiğim kısa notlar bunlardı.

Sevgili Iraz’a ve bu seminer için tüm emeği geçenlere tekrar teşekkür ederim.

10 Aralık 2010 Cuma

CANIM KIZIM, DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN - CANIM OĞLUM, SENİ ÇOK ÖZLEDİM

Canım kızım, bugün senin doğum günün. Tam 2 yaşındasın. Sana duyduğum sevginin tarifini ve sonsuzluğunu sana kelimelerle anlatmam mümkün değil. Fakat şunu biliyorum ki seninle ben başka bir biriyim artık. Ben seninle birlikte iken tüm duyguları çelişkisi ile birlikte yaşıyorum artık.
Bu yaşamda seninle daha güçlüyken ama bir o kadar da zayıfım. Güçlüyüm, çünkü sana gelebilecek her türlü kötülüğün üstesinden gelmeliyim. Bunun düşüncesinde bile kendimi acımasız ve sana zarar verene her türlü zararı verebileceğimi hissediyorum. Ama bir o kadar da zayıfım. Eskiden ölümden ve hastalıktan hiç korkmaz iken, şimdi o kadar çok korkuyorum ki, çünkü senden ayrılığa tahammülüm yok.
Seninle birlikteyken bazen o kadar cesurum ki, senin iyiliğin için doğru olduğuna inandığımı korkusuzca yerine getirebilirim. Ama bir o kadar da korkağım ki, senin iyiliğin için yaptığımın bir şeyin, sana zarar da verebilmesi beni ölesiye korkutuyor.
Seninle birlikteyken bazen kendime kısa bir mola vermenin hayalini de kurarken, sensiz geçen her dakikanın da vicdan azabını mutlaka yaşıyorum.
Geleceğe yönelik hiç uzun vadeli planlarım yokken, şimdi bir beş senenin sonrasını senin için planlıyorum. Planlarımı yaparken ya ben bunları göremezsem diye aklıma kötü düşünceler ve korkular geldiğinde ise bu planların hepsini baştan sona yıkıyorum.
Canım kızım, bebeğim, bir tanem. Seni çok ama çok seviyorum. İyi ki varsın, iyi ki seni doğurmuşum.
Birlikte nice mutlu ve sağlıklı yıllar diliyorum. Doğum günün kutlu olsun


Canım Oğlum, Eren’im. Eğer yaşasaydın, bugün de sen de iki yaşında olacaktın. Söyleyebileceğim tek şey, seni çok özledim. Biliyorum ki sen en güzel yerdesin, tek tesellim bu.

Seni çok seviyorum…………

Seni çok özledim………

6 Aralık 2010 Pazartesi

ÇOCUKLARA ŞİDDET


Ben şiddet haberlerini okumayı hiç sevmem ve elimden geldiğince de bu haberlerden kaçarım. Ama neden bilmiyorum çocuklara yapılan şiddet ve cinayet haberlerini elimde değil mutlaka okurum. Haberden kaçamam bir türlü ve gözyaşlarımla sonuna kadar da okurum. Şiddeti yapana içimden her türlü laneti ve belayı okuyarak hem de. Sanki o haberi sonuna kadar okumak benim asli görevim gibi gelir bana. Bir anneyim ve çocuklarla yapılan her türlü haberi sonuna kadar okumalıyımdır, buna inanırım. Bu bende anne olduktan sonra başladı.

Çocuklara yapılan şiddet, tecavüz ve cinayet haberlerini okurken bir an kızım aklıma gelir daha sonra da haberdeki o masum çocuğun resmi. O resim uzun bir süre gözümün önünden gitmez. Sanki yakınımdadır ve benden yardım istiyordur. Gidip haberdeki resim karesinden onu çıkarıp yanıma alıp, bağrıma basmak isterim, bak seni kurtardım demek isterim.

Bu yazıyı yazarken de yine gözlerimden yaşlar akıyor. İzmir’de babası tarafından döve döve öldürülen 9 yaşındaki küçük kızın haberini okudum bu yazıdan önce. Sadece “annemi istiyorum” dediği için babası tarafından öldürülen küçük kızın haberi. Onu öldüren babaya ve terk edip böyle bir adama bırakan anneye lanetler okudum sürekli.

Ben ne olursa olsun insanın insana yaptığı şiddeti hiçbir zaman anlamadım ve anlamayacağım da. Özellikle şiddet gören bir çocuk olduğunda ya da küçücük bir bebek olduğunda ise benim söyleyebilecek bir sözüm, yapacağım bir tanımım yok. Özellikle şiddeti yapan kişi o çocuğun kendi öz ve öz anne ya da babası olduğunda.

Artık şunu kesin biliyorum ki her insan anne ve baba olamaz, olmamalı da. Doğurganlık ve üremek insana ait bir doğal özellik ama annelik-babalık her insana göre değil. İş doğurmak ile bitmiyor. Asıl iş bundan sonra başlıyor.

Ben hep çevremden şunu duydum, “Annelik ve babalık doğumdan sonra başlar”.

Hayır, Annelik ve babalık doğumdan sonra başlamaz. Bu duygu her insanda yoktur ve olmayan da çocuk sahibi olmamalıdır.

Not: Bu yazıyı yazdığım günün yani 06 Aralık tarihinin Dünya Çocuk İstismarını önleme günü olduğunu da yazıyı yazdıktan sonra öğrendim.

1 Kasım 2010 Pazartesi

HER EVE LAZIM

Pazar günü Hürriyet gazetesinin Pazar ekinde “Her Eve Lazım” başlıklı bir yazı vardı. Çukurova Bölgemizden bir genç kızın, Sena’nın, başarısı daha doğrusu başarıları hakikaten okunmaya değerdi. Adanalı olduğum için de ayrı bir gururla okudum. Sena, Tarsus Amerikan Lisesi ikinci sınıf öğrencisi bir genç kız. On parmağında on marifet var derler ya, işte bu söz tam Sena için.
  • Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası Çocuk Korosu’nda sopranoluk yapıyor, piyano çalıyor, beste yapıyor. Resim yapıyor, Türkiye çapında kazandığı bir birinciliği var.
  • Yazı yazmayı çok seviyor. British Council’in düzenlediği kompozisyon yarışmasındaki başarısı sonucunda iki hafta İngiltere seyahati kazanmış, ‘Başarının Peşinde’ diye Türkçe’ye çevrilen ‘Pursuit of Success’ isimli İngilizce kitabı yayımlanmış
  • Tiyatro etkinliklerine de katılıyor. Kısa oyunlar yazıyor, oynuyor.
  • Hafta sonları Çocuk Esirgeme Kurumu’nda çocuklara İngilizce öğretiyor, ödevlerini yapmalarına yardımcı oluyor.
  • Geçen yıl dört ayını görme engellilere kitap okuyarak geçirdi. Bütün bu çalışmaları nedeniyle de ECIS (European Council of International Schools-Avrupa Uluslararası Okullar Birliği) bursuyla Lizbon’da düzenlenen Community Service Conference (Toplum Hizmetleri Konferansı)’na katıldı.

    Yılda 40-50 kitap okuyor.
  • Sena, aynı zamanda okul birincisi. Tarsus Amerikan Lisesi’ne dereceyle girdi, her sınıfı birincilikle bitiriyor. Gittiği dershanedeki başarısı nedeniyle ücretsiz okuduğu gibi üste para alıyor.
Her anını dolu dolu yaşamak, yaşıtları gibi yaşamaktansa bu kadar başarılarla dolu bir hayat geçirmek ve bunun için çok çalışmanın da eksileri var mı bilmiyorum. Pskoloji uzmanı değilim bu konuda da yorum yapmaya hakkım yok.

Tüm bunları yazarken bile nefes nefese kaldım. Yazıyı okurken, iki farklı rol canlandırdım kafamda. Öncelikle bir an bir anne olarak kendimi, Sena’nın annesinin yerine koydum. Herhalde müthiş bir duygu olmalı böyle bir evlat sahibi olmak. Bunlardan sadece bir tanesinde bile kendi çocuğumun göstereceği başarı ve alacağı ödül herhalde beni havalara uçururdu. Ama yine de Yaren’in bu kadar yoğun olmasını herhalde istemezdim. Yazıdan Sena’nın annesinin de aynı düşüncede olduğunu anlıyorum.
Sonra bir an için Sena’yı ilerde bir anne rolünde düşündüm. Kucağında bebeğini doyurmaya çalışırken, ya da onu uyuturken. Çocuğu belirli bir yaşa geldiğinde ise eğitimine zaman ayırırken… Yani bunları yaparken de aynı şimdiki gibi dolu dolu yaşama devam etmek söz konusu olabilecek mi diye düşündüm. Çünkü ben şuanda bunları maalesef yapamıyorum. Yani isteseniz de yapamıyorsunuz. Bu süreçlerden geçerken siz isteseniz de aynı anda pek çok işe kanalize olamıyorsunuz. Örneğin ben de şuanda her hafta bir kitabı bitirmek istiyorum ama şu günlerde tek yaptığım birçok nesnenin resimleri olan bir kitapta kelimeleri kızıma öğretmek. Bunun yanında hem spor hem pilates hem de yoga yapmak istiyorum. Ama bir türlü zamanı programlayıp uygulamaya geçemiyorum. Sadece kısa yürüyüşler yapmaya çalışıyorum, bir de son 6 aydır B-fit spor salonunda günde yarım saat ile form tutmaya çalıştım.
Hep kafamda bir kitap yazma deneyimine başlamak vardı, ama bir türlü bir başlangıç yapamıyorum. Seyretmek istediğim yığınla film var ama ben daha hiçbirini seyredemedim. Ve bunun gibi pek çok şey. Çünkü her şeyde önceliğim kızım geliyor. İşten geldikten sonra kalan zamanlarımda ve hafta sonlarında onunla doya doya zaman geçirmek istiyorum. Durum böyle olunca da yapılması istenen ve planlanan pek çok şey ya hiç başlamıyor ya da yarım kalıyor.

Sanıyorum benim de bazı zamanı planlama hatalarım var. Bu konuda öğrenmem gereken çok şey var.

Bunlar da İlginizi Çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...